Ergenlik Dönemi Sorunları

22 Nisan 2010 Yazan Admin  
Kategori Sağlık

Ergenlik döneminde kişinin hızla değişen ve gelişen vücudunu kabullenip bu değişime uyum göstermesi çok önem­lidir. Ergenlikteki değişimin zaman zaman gençte yarattığı gerilim, yeni sorunlar ortaya çıkarabilir. Erken ergenlik, tam ergen­likle geç ergenlik dönemlerinde görülebilen başlıca sorunları aşağıdaki gibi açıklayabiliriz:

Erken ergenlikle ilgili önemli değişiklikler, kızlarda göğüslerin büyümesi ve ilk âdet kanamalarıdır. Erkeklerde de tes-tislerin (er bezlerinin) gelişmesi, penisin sertleşmesi ve meni gelmesidir. Bunların, normal fizyolojik değişim sonucu olduğu­nu bilmeyen ergenler, gereksiz ve yersiz sıkıntılara, endişelere kapılabilirler. Bunları, gizlenmesi gerekli durumlar gibi düşü­nebilirler. Kişiden kişiye değişebilen bu durumlardaki gecikmeler ve altı ay kadar süren sesteki değişmeler sıkıntı yaratabi­lir. Bireyin fizyolojik değişiminin ve değişimlerin nedenlerinin anlaşılmasıyla sıkıntılar azalır.

12-15 yaşları arasını kapsayan erken ergenlikteki birey, yeni arkadaşlar ve çevre edinme çabasındadır. Duyguları çok hızlı değişen genç, süslenmeye ve giyinmeye özel bir önem gösterir. Yalnız kalıp müzik dinlemeye çalışır. Anne ve ba­basının kendisiyle fazla ilgilenmesinden yakınır ve işlerine gereğinden fazla karıştıklarını düşünür. Otoriteye karşı çıkma eği­limi vardır. Çabuk tepki gösterir…

Hızlı toplumsal değişmeler, ekonomik zorluklar, gelecekten beklediklerini bulamama endişesi, ruhsal uyum bozukluk­ları yaratabilir. Bunların sonucu olarak derslerinde başarısızlık, çalışmaya isteksizlik, çevresindekilere geçimsizlik, uykusuz­luk, çekingenlik, yalnızlık isteği artar. Bu dönemdeki genç kendi vücuduyla daha fazla ilgilenmeye başlar. Cinsiyetle ilgili so­runlar yaşayabilir. Arkadaş gruplarının etkisiyle sigara, alkol ve uyuşturucu kullanma gibi daha ciddi olumsuz davranışlar da ortaya çıkabilir, yoğun stres yaşanabilir.

Tam ergenlik döneminde bireyin yüz ve vücudunun genel hatları son şeklini alır. 15-18 yaşlar arasındaki bu dönem­de davranışlar olgunlaşır ve kendine göre biçimlenir. Birey, yaşıtlarına göre kilosunu, boyunu, ergenlik sivilcelerini, cinsel or­ganlardaki değişmeleri sorun hâline dönüştürebilir. Kızlar da âdet düzensizliğini sorun edebilir. Çevresiyle ilişkilerini keserek eve kapanma, yemek yememe ya da çok fazla yeme gibi yeni sorunlar ortaya çıkabilir.

Okul ve aile çevresinde genci incitecek şekilde yaklaşımlar, güvensizlik, baskı ve hoşgörüsüzlük şeklindeki itici etken­ler ona, okuldan ya da evden uzaklaşmayı düşündürebilir. Bu dönemde, kişisel bağımsızlığın kazanılması uğruna ailenin de­ğer kaybetmesi, arkadaşlardan destek arama, cinsel kimliğin benimsenmesinde kendini yetersiz hissetme gibi sorunlar ola­bilir. Fırtına ve gerilimlerle dolu olan tam ergenlikte, meslek ve eş seçimiyle ilgili düşünceler gündeme gelmeye başlar.

Geç ergenlik dönemi, kişiliğin geliştiği, aileyle ilişkilerin düzene girdiği, sosyal ilişkilerin geliştiği 18-21 yaşlar arasını kapsar. Cinsel olgunluğun kazanılarak sorunların azaldığı bu dönemde kızlar ve erkekler, birbirlerinin dış görünüşlerinden çok kişilikleriyle ilgilenirler. Meslek ve eş seçimiyle ilgili düşünceler yoğunluk kazanır. Geleceğe yönelik planlar yapılmaya başlanır. Toplum içinde sorumluluklar yüklenir. Haksızlığa karşı çıkar, yapıcı olmaya çalışırlar.

Kalp Yetmezliği ve Tedavisi

18 Nisan 2010 Yazan Admin  
Kategori Sağlık

KALP YETMEZLİĞİ
Kalp Yetmezliği Nedir : Doğuştan olan ya da sonradan edinilen bir hastalık sonucu, kalbin görevini tam yapamaması durumudur.
Kalp Yetmezliği Neden Nasıl Olur: Bu yetmezliği, başlıca, sağ ya da sol kalbe iliş­kin olduğu saptanabilir.
En sık görüleni, mitral veya aort kapakları hastalığı, koroner yetmezlik ya da yüksek kan basıncı sonucu ortaya çıkabilen sol kalp yetmezliğidir. Doğuştan kalp hastalıkları, kronik akci­ğer hastalıkları gibi, genellikle sağ kalp yetmezliğine yol açar. Sol kalp yetmezliğinin sonuçlarından biri de, akciğerlerde kan birikiminin neden olduğu sağ kalp yetmezliğidir.

Sol Kalp Yetmezliği: İlk belirti solunum darlığıdır; efor so­nucu hasta soluksuz kalır ve durum ilerledikçe, hareketlerini sı­nırlamaya zorlanır. Soluk almak zorlaşır, oturarak solumak, ya­tarak solumaktan daha kolay gelir. Solunum darlığı nöbetleri genellikle geceleri gelir. Solunum darlığı akciğer ödemine bağ­lıysa, hasta moranp bayüabilir.

Sağ Kalp Yetmezliği: Akciğerlerden kan, yeterli miktarda dö­nemez ve akciğerlerde kan basıncı yükselir. Böylelikle, sağ yet­mezlikte, vücuttan gelen kan miktarı azalır ve toplardamarlar için- tlekl bölinç artar. Bunun sonucu, karaciğer büyümesi ve yerçeki­mi etkisinde, ayak bilekleri ve bacaklarda ödemdir. Hastanın devamlı yutması durumunda Ödem sırtta belirir. Karnın sağ üst bölü­münde duyarlılık ve ağrı vardır ve bağırsaklarla midede de kan bi­rikimi olduğundan, iştahsızlık, bulantı ve hatta kusma görülebilir.
İşlerinizi yaparken kendinizi iyi hissetseniz bile yorulmama-yu çalışmalısınız, kendinize uygun hareket çerçevesi içinde hare­ket edebilmeyi öğrenmelisiniz, temiz havada kısa yürüyüşleri de­nemelisiniz, karamsarlığa kapılmamalısınız, ve en önemlisi mut­laka dinlenmeye vakit ayırarak, öğleden sonraları uzanmak, ya da erken uyumak çok faydalı olacaktır. Yatakta yatanların bacak ha­reketleri önemli olup kas hareketleri sayesinde kanın kalbe dön­mesi ve dokularda ödemin çözülmesini kolaylaştırır.
Kalp Yetmezliğine Ne iyi gelir, Nasıl Geçer Bu kitaptaki idrar söktürücü önerilerde faydalanılrnalıdır. Zira böbreklerden atılan su miktarını arttırmak, akci­ğer ve diğer organ ödemlerini azaltır. Ancak gün aşırı kullanmakta fayda vardır.
* Bir miktar temizlenip yıkanmış taze yüksük otu yaprağı nemli olarak mikserden geçirilip tülbentin içine bırakılarak sıkılıp özsuyu elde edilir. Bu özsudan yarım çay kaşığı az miktarda suyla birlikte alınır. Kalp yetmezliği için oldukça faydalı bir bitkidir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı taze yüksük otu yaprağı katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez, sabah kahval­tılarından yarım saat. sonra ve geceleri yatmadan bir saat önce birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşı­ğı nilüfer çiçeği katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez, sabah kahvaltılarından yarım saat sonra ve geceleri yatmadan bir saat önce birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşı­ğı ergeçsakalı katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez, sabah kahvaltılarından yanm saat sonra ve geceleri yatmadan bir saat önce birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı çuha çiçeği katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklen­dikten sonra süzülerek günde iki kez. sabah kahvaltılarından ya­nm saat sonra ve geceleri yatmadan bir saat önce birer çay fin­canı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı kedi otu katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendik­ten sonra süzülerek günde iki kez, sabah kahvaltılanndan yarım saat sonra ve geceleri yatmadan bir saat önce birer çay fincanı içilir.
* On tafie taze maydanoz sapı yapraklan ile birlikte, bir lit­re şaraba (kırmızı veya beyaz olması önemli değildir.) eklendik­ten sonra, bir veya iki yemek kaşığı üzüm sirkesi katılıp, kısık ateşte on dakika kaynatılarak üzerine 300 gram süzme bal ilave edilip dört dakika daha kaynatılmaya devam edilir ardından süzülerek içi saf alkolle yıkanarak temizlenmiş daha büyük bir şi­şenin içine dökülerek ağzı sıkıca kapatılıp hava alabileceği yer­lere balmumu dökülerek saklanır. Gerektiğinde günde üç kez ikişer yemek kaşığı alınarak kullanılır.
* Bir litre suyun içine bir avuç çakal eriği katılıp kaynatıl­masının ardından süzülerek günde iki kez, sabah kahvaltılann­dan yanm saat sonra ve geceleri yatmadan bir saat önce birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kasığı karabaş otu katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez, sabah kahvaltılarından yarım saat sonra ve geceleri yatmadan bir saat önce birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış ıspanak katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç Öğün birer çay bardağı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay ka­şığı nane katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez, sabah kahvaltılarından yarım saat sonra ve geceleri yatmadan bir saat önce birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı karadiken katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklen-âlkttn mmra süzülerek günde iki kez, sabah kahvaltılanndan ya­rım saat sonra ve geceleri yatmadan bir saat önce birer çay fıncanı İçilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kuşıgı kişniş katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez, sabah kahvaltılanndan yanm sa­lt sonra ve geceleri yatmadan bir saat önce birer çay fincanı içi­lir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı aynısefa katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendik­ten sonra süzülerek günde iki kez, sabah kahvaltılarından yanm saat sonra ve geceleri yatmadan bir saat önce birer çay fincanı
içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı fesleğen katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendik­ten sonra süzülerek günde iki kez, sabah kahvaltılarından yanm saat sonra ve geceleri yatmadan bir saat önce birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine ince kıyılmış bir avuç armut yaprağı katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah kahvaltılarından yanm saat sonra ve geceleri yatmadan bir saat önce birer çay fincanı içilir.
* Bol miktarda magnezyum ve potasyum içerdiğinden bol miktarda muz yenilmesi oldukça faydalı olacaktır

Bahar Nezlesi

16 Nisan 2010 Yazan Admin  
Kategori Sağlık

lkbahar mevsiminin astımlılar üzerinde olumsuz etkileri olduğunu belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülnaz Sağlam, bahar aylarında astım hastalığı ve bahar nezlesi gibi hastalıklarda büyük artış olduğunu söyledi.

Bu artışın en bilinen nedeninin solunum yollarında ‘polen’ denen ve alerjiye neden olan çiçek tozlarının olduğunu söyleyen Dr. Gülnaz Sağlam, “Sağlam bir solunum yolu, soluk alma yoluyla gelen toz, duman, polen gibi yabancı maddeleri dışarı atabilecek güçtedir. Bronşun iç tabakası özel bir doku ile kaplı olup bir temizleyici rolünü oynar. Hastalarda bu özellik kalkar ve akciğer kendini temizleyemez hale gelir. Böylece öksürük, nefes darlığı ve balgam gibi hastalıklara neden olur. Özellikle astımlı hastalarda bu iç tabaka zamanla öyle şişer, iltihaplanır ki, nefes alamaz hale gelirler. Bu da doğal olarak oksijen yetmezliğine yol açar” dedi.

SOĞUK ALGINLIĞI İLE KARIŞTIRILMAMALI

Sağlam, polen alerjisi olan kişilerde özellikle şubat ayı sonu ile haziran ayı başındaki dönemde sık sık hapşırık ve burun akıntısı görülmekte olduğunu işaaret ederken bunun soğuk algınlığı ile karıştırılmaması gerektiğini söyledi.

Sağlam, “Her ne kadar hastalar bu durumu soğuk algınlığı zannetseler de vücutlarında ateş ve kırgınlık görülmemesi polen alerjisinin en önemli işaretidir. Astımı olanlarda ise bu mevsimde nefes darlığı, göğüste kuş sesleri ve ötme, gece sebepsiz uykudan uyanmalar gözlenmektedir” şeklinde konuştu.

Astım hastalığının kronik hastalıklar arasında en sık rastlanılanı olduğuna da değinen Uzman Dr. Sağlam, araştırmalara göre astımın Türkiye’de yüzde 7-8 oranında bir sıklıkla görüldüğünü ve diyabetin ise yüzde 3 oranında görüldüğünü belirtti.

GENETİK ÖZELLİKLER TAŞIYOR

Dr. Sağlam, Astım’ın, bronşlarda daralma ile karakterize olan, tedavi edilmezse kalıcı hasarlar bırakan, öldürücü bir hastalık olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Çocuklukta, hatta bebeklik çağında bile başlayabilir ve genetik özellikler taşır. Ebeveyninden birisi alerjik olan çocukta şikâyet ve hastalık görülme olasılığı yüzde 30 civarındadır. Eğer her iki ebeveyn birden alerjik ise bu oran yüzde 60′a kadar çıkabilmektedir. Bu genetik yapıyı taşıyan insanlarda hastalık bulgularının aktif olarak ortaya çıkması ise çevresel koşullara bağlıdır. Atopik dermatit, yani çocuk yaşlarda cilt alerjisi bulguları gösteren ya da alerjik burun şikâyetleri gösteren insanlarda astım ortaya çıkması bu genetik yapıyı izah etmektedir. Bütün bu genetik altyapının üzerine çevresel faktörler de eklenince hastalık ortaya çıkmaktadır. Astımı tetikleyen çevresel faktörleri, hava koşulları, alerjenler, kötü kokular, kirli hava, sigara dumanı, duygusal durumlar ve egzersiz olarak özetlemek mümkündür. Yapılan araştırmalar göstermiş ki genetik yapısı alerjik olup hastalık bulgusu göstermeyen kişi, yaşamının herhangi bir döneminde yukarda saydığımız etkenlerden biri veya birkaçı nedeni ile atak gösteriyor, yani uyuyan hastalık uyanıyor.”

EV TOZLARI VE POLENLERDEN UZAK DURUN

Alerjenlerin en önemli atak nedenleri olduğunu ve alerjen olarak en sık ev tozları ve polenlerin görüldüğünü vurgulayan sağlam, çevresel koşullar ne kadar iyi düzenlenirse hastalığın da o kadar az atak gösterdiğini kaydetti. Dr. Sağlam, “Bu durum astım ve alerjide korunmanın önemini göstermektedir. Sigara içilen ortamda bulunmamak, kötü hava şartlarında dışarı çıkmamak, yatak odasına uzun tüylü halı sermemek, eve evcil hayvan almamak, sporu kapalı ortamlarda yapmamak alerjiden korunmada oldukça önemli etkenlerdir. Alerjik şikayetleri olan kişilerde tedavi alerji nedenine yönelik olarak yapılır. Cilde uygulanan alerji testleri ile neye karşı alerjinin olduğu artık kolayca saptanabilmektedir. Kişide solunum sıkıntısı olması durumunda ise akciğer fonksiyon testleri yapılarak tedavi ve korunma yöntemleri anlatılır. Günümüzde alerji tedavileri artık eski dönemlere göre çok daha başarılı bir şekilde yapılmaktadır” dedi.